Anasayfa » Karatay Diyeti » Hocamızın en son açıklamaları; Son bölümü 8 Mart için
Hocamızın en son açıklamaları; Son bölümü 8 Mart için

Hocamızın en son açıklamaları; Son bölümü 8 Mart için

Sosyal Medyada Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hocamız Derginin de kapağında yer alıyor.

dergi-canan-karatay

TD- Başlamak istediğiniz konu varsa onunla açılış yapıyım. Kitabınızı aldım. Çok faydasını gördüm.

CK- Şeker en tatlı zehirdir. Bütün vücudun hücrelerini baştan sona kadar hepsini tahrip eder, mahveder. Onun için mümkün olduğu kadar uzak durulmasını öneriyoruz senelerden beri. Ekmeğin de şeker olduğunu söylüyorum…

TD- Evet bizim de dikkatimizi çekti. Pirincin, buğdayın, ekmeğin bizim için şeker olabileceğine hiç dikkat etmemişiz.

CK- Türkiye’de de genel sağlık sorunlarının temelinde maalesef şekeri bilinçsizce kullanmak yatıyor. Ekmeği çok tüketen bir ülke haline geldik. AB standartlarında yapılan istatistiklere göre senede kişi başına 200 kilo ekmek tüketiliyor. Tabii ki çok fazla! Onun için hastalıkların genel olarak yedisinden yetmişine, çocuklarımız da dâhil altında maalesef bu yatıyor. Ben bunu açıklamaya çalışıyorum kalp profesörü olarak. Çünkü bu çocuklar, bu gençler ileride kalp hastası olarak karşımıza geliyor. Yani kardiyometabolik risk faktörlerinin temeli çocukluktan hatta ana rahminden altılıyor. Bu artık bilimsel olarak gösteriliyor.

TD- Bir süredir söyledikleriniz hem çok dikkatle takip ediliyor olumlu anlamda. Sizi seven insanlar çok fazla. Bir de meslektaşlarınızdan da tepki alıyorsunuz. Bütün bu olanlara bakarak ben bu işe nereden girdim veya niye akıntıya karşı duruyorum diyor musunuz? Yani kısaca bir yorgunluğunuz var mı? Yoksa iyi ki girmişim mi diyorsunuz?

Ck- Ben senelerden beri bunu söylüyorum. Hiçbir yorgunluğum yok. Bir hekim olarak, hakiki bir hekimin ilk işi hastalıkları önlemektir. Bir kalp ve bir iç hastalıkları uzmanı olarak hastalanmayı önlemek en başta gelen işimiz. Yaygınlaşan bu hastalıkları önlemek elimizdedir diye diye konuşuyoruz. Hepsinin temelinde olan şey ki, biz bunlara kronik dejentif hastalıklar diyoruz. Nedir bunlar; Başta obezite, şeker hastalığı, tansiyon, kalp krizi, felç, kanserler, diz ağrıları/hanımların diz ağrıları, karaciğer yağlanması… Karatay Diyeti ve Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitaplarımda detaylı olarak anlatıyorum bunları.

TD- Karaciğer yağlanmasını çok sık duymaya başladık. Beslenme alışkanlığımızdan dolayı mı? Bakıyorsunuz insan kilolu değil…

CK- İşte o zaman, kilolu olmasak bile karaciğer yağlanması başladıysa bilin ki hastalıkların temeli atılmıştır, onu söylüyorum ben. Vücut kitle endeksi yanıltıcıdır. Yine bilinene ters bir şey söylüyorum! Obez olmayı beklemememiz lazım, işte bu sebeple yanıltıcıdır. Genç de olsanız, çocuk da olsanız, ince de uzun da olsanız eğer bel çevreniz biraz genişlediyse risk faktörleri başlamıştır. Ben onu söylüyorum. Bu saydığım hastalıkların riskinden bahsediyorum. Bunu önlemek de yalnız sizin elinizdedir / yalnız bizim elimizdedir. Onun için iyi bir hekim bu hastalıkları baştan, temelden yok eder. Yani iyi bir hekim ne kadar uzman olursa olsun, tabii ki uzman olacak tabii ki bilimi kullanacak ama ilk görevi bataklığı kurutmaktır. Osmanlı sultanlarının hekimbaşları vardı. Osmanlı sultanı hasta olduğu zaman hekimbaşına giderdi sen bana bakmasını bilemedin diye… Mesele bu.
Peki, hasta olduktan sonra tedavi yapacak mıyız? Tabii ki tedavi yapacağız. Ben de sabahtan akşama kadar hasta bakıyorum.

TD- Yani iyileşmesini beklemiyorlar. Hasta olduğu anda hekimbaşı gidiyor değil mi?

CK- Evet tabii ki. Çünkü hastalandığı için sen bana iyi baksaydın, hastalanmazdım diyor.

TD- Koruyucu hekimlik diyebilir miyiz duruma.

CK- Evet zaten hekimlik budur, Hipokrat’tan beri.

TD- Kişinin hastalanması değil, önceki aşama önemli yani.

CK- Biz böyle bir eğitim gördük. İbni Sina da aynı şeyi söylüyor. Galen de aynı şeyi söylüyor. Hipokrat da aynı şeyi söylüyor. Galen kim? Galen Roma İmparatorunun hekimi. Aynı zamanda büyük bir bilim adamı, kendi çağına göre… İdrarın böbreklerden yapıldığını bulan hekim. İbni Sina da hakeza aynı şeyi söylüyor. Ayrıca hava kirliliği tehlikelidir diyor. Fabrika yok, araba yok, petrol bulunmamış, bombalar patlamamış. Yalnız toz-toprak var o kadar. Eğer gökyüzünde andromeda yıldızını göremezseniz bilin ki hava kirliliği vardır diyor. Bu çok önemli! İbni Sina önemli bir astronom ve aynı zamanda önemli bir hekim. Biliyorsunuz yazdığı kitap Tıp Kanunu kitabı Avrupa tıp mekteplerinde 8 asır okutuldu. Avrupa tıbbının temelinde İbni Sina’nın öğretileri vardır. Avrupa’da ileri bilim de ona dönmeye başladı yavaş yavaş. Yani hastalıları önlemek mecburiyetindeyiz. Biz ne yapıyoruz? Bugün bütün çocuklar hasta, bütün gençler hasta. 30-40 yaşına daha gelmemiş gençler hastane hastane dolaşıyor. Ben 20 yaşında ağaçlara, dağlara tırmanırdım, bisiklete binerdim, top oynardık. Hastane görmedik biz.

TD- 80’li yıllardan sonra müthiş bir fastfood artması, popüler kültürün yayılmasından dolayı bu tip şekerli yiyeceklerin, kansere neden olan katkı maddelerinin çok fazla kullanmaya başlaması konusunda neler söylersiniz.

CK- Endüstrinin, gıda sektörünü ele geçirmesinden sonraki dönemden bahsediyoruz, ama en çok 1900’lerin başından itibaren, genelde ise 80’den sonra mantar gibi patladı. Bütün dünyada mantar gibi patlamasının sebebi de gıda endüstrisi, yanlış beslenme, doğal beslenmeden uzaklaşma, fabrikasyon beslenme. Gıda için en hakiki fabrika doğadır. Fabrikalarda sizin benim iyiliğimiz için gıda üretilmez. Değiştirmek, iyileştirmek değildir. Biz onu bozup zehirli yapıyoruz. Vücudumuz onları kaldıramıyor. Hastalıklarımızın temel sebeplerinden biri de bu.

TD- Ülkemizde tıp kültürüne ve tıp dünyasına değinirsek; bu anlattıklarınızdan yola çıkarak biz geri miyiz? İbni Sina’dan başlıyoruz ama sonradan üzerine gelişme koyamamışız. Peki sizce kendini geliştirmeye, yeniliklere açık mı tıp dünyamız ülke olarak? Bu tartışmalar nereden çıkıyor. Yani bu bir şahsi durum olabilir mi? İnsanlar kendi kafasındaki görüşün en doğru olduğuna inandırmak için bir oynama yapabiliyor mu gerçekler üzerinde? Çünkü bir diyetisyen çıkıyor bir şey öneriyor, başka biri çıkıyor bir şey öneriyor.

CK- Birincisi diyetisyen hekim değil. İkincisi bir hekim olarak bütün hastalıkların temelinde temel bilime dayalı olarak konuşuyorum ben. Temelde vücudu bozan üç şey vardır; şeker yüksekliği, insülin yüksekliği, trigliseritlerin yüksekliği. Bunu da yapan şeker ve ekmektir. Bu temel bilimdir. Klasik diyetler bunu halletmez. Kan insülini yüksek olmayacak, kan şekeri yüksek olmayacak, kan trigliseritleri yüksek olmayacak. Çok basit. Temel bilim çok önemli! Temel bilime kulak asmak mecburiyetindeyiz.

TD- Peki bu anlattıklarınızı hangi kategoriye koyabiliriz.

CK- Temel bilime koyacaksınız. Modern tıp diye bir şey yok. Teknoloji çok ilerlemiş, tabii ki kullanacağız. Tıp da tek gerçek insan vücududur. Hasta bir tanedir, hastaya göre uygulanır, kurallara göre uygulanmaz. Temel bilim hastanın kişisine göre uygulanır. Çünkü hastalık yoktur hasta vardır.

TD- Hastalık yoktur hasta vardır bunu biraz açabilir miyiz?

CK- Her kişi özledir. Her kişiye göre siz, onun vücuduna göre, onun yaşadığı ortama göre, beslenmesine göre, aldığı havaya göre ancak tedavi yapabilirsiniz.

TD- Yani hastalık her kişide farklı seyredebilir. O yüzden hasta üzerinden ilerlenmelidir.

CK- Dünya’da 8 milyar insan vardır ve 8 milyar parmak izi vardır. Tek bir tişörtü herkese giydiremezsiniz, ben onu söylüyorum. Hekimlerin de ona göre hareket etmesi lazım. Bütün sağlıkçıların hastayı tanıması lazım. Hastalığı tedavi etmeyecekler, hastayı tedavi edecekler. Temel tıp budur.

TD- Eskiden duymadığımız hastalıklar şimdi var. Bunama deniliyordu şimdi Alzheimer deniliyor, yaramazlığın adı hiperaktivite olmuş. Medya da veya televizyonlarda herkes çıkıp hastalığı anlatıyor, biz hastayı dinlemiyoruz

CK- Tıp eğitiminde vaka takibi vardır. Vakalar görüşülür. Vaka üzerinden teşhise gidilir.

TD- İnsanlar hastalık merkezli, yani hastalığın peşinde koşma neden yapıldı? Yani bu bir sektör müydü?

CK- Tabi en büyük sektör.

TD- Yani önce hastalık üretiliyor sonra onun ilacı mı üretiliyor?

CK- Hastalık üretilmedi mi? Menopoz diye hastalık üretildi, osteoporoz diye hastalık üretildi. Her zamanki fizyolojik olaylar bunlar. Gebeliği hastalık olarak kabul ediyorlar artık. Gebelik hastalık mı, en doğal bir şey. Gebelik 9 ay süren bir hastalıkmış gibi. Gebelik normal fizyolojik bir hanımın ve eşinin en mutlu geçireceği zamanlar.

TD- Gebeyken şeker yüklemesi yapılıyor. Siz buna da karşı olduğunuzu söylemiştiniz

CK- Gebelikte normal olarak şeker yükselir. Buna gebelik şekeri deriz ve gebelik şekeri demek doğumdan sonra şekerin normale gelmesi demektir. Gebelik şekerine teşhis etmek için 24-28 hafta beklemek hatadır. Gebeliğin ilk gününden itibaren tedbir alınması lazımdır. Tedbir de nedir işte bu kitapta yazıyor bakın. Bu kitapta Amerika’nın en önemli ebesi olan Ina May Gaskin şunlara vurgu yapıyor; “24 haftada kilo almaya başladıysa, her yemekten sonra başında biraz ağırlık oluyorsa, uyku hali geliyorsa, devamlı susuzluk hissediyorsa, devamlı canı şeker çekiyorsa, daha önce doğumda da eğer tosuncuk doğurmuşsa tedbir al… Bütün gebelik süresince; her gün yürü, egzersiz yap… Ve tamamen beyaz şekeri, beyaz unu, baklavayı, böreği, makarnayı, şekeri ve şekerli içecekleri hayatınızdan çıkartın gebeliğiniz boyunca. Şeker yüklemesi kesin bir test değildir, kesin sonuç vermez” diyor. “Aynı yüklemeyi aynı kadında birkaç kez yapsanız her seferinde farklı sonuçlar çıkar. Onun için gebelikteki şeker yüklemesi güvenilir bir test değildir. Anneye stres yükler, bebeğin ve annenin sağlığı için hiçbir faydası olmadığı gösterilmiştir” diyor… Bunlar benim söylemim değil, doğal doğum konusunda dünyada otorite olarak kabul edilen Ina May Gaskin’in söylemi…

TD- Beslenme alışkanlığı ve hastalık ilişkisi hakkında okuyucularımıza birtakım önerilerde bulundunuz ama buna ek olarak, bazı şeylerden bizim vazgeçmemiz çok zordur. İnsanlara ekmekten, pirinçten, şekerden vazgeç deyince yok ben vazgeçmem diyorlar. Alternatif olarak onlara önerebileceğiniz şeyler var mı?

CK- Sabah kahvaltıda ekmek yerine üç dört adet değil, bol bol ceviz yiyin diyorum. Ekmek kadar ceviz yiyebilirsiniz. Ekmeğin temelinde şeker yüksekliği yatıyor. Şekeri yükselten bütün tahıllar. Tam tahıl ekmek beyaz sofra şekerinden daha çok şekeri yükseltiyor.

TD- Biz ona yüklendik hocam şimdi.

CK- Onun için hastalıktan kurtulamıyorsunuz, ben ne yapıyım.

TD- Türkiye’de beslenme alışkanlıkları açısından en olumlu ve en olumsuz üç şey söyleyebilir misiniz bize?

CK- Akdeniz Mutfağı, en olumlu mutfaktır. Başta zeytin, zeytinyağı gelir. İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Doyuncaya kadar, o zaman hastalanmazsınız. Zeytinin hiçbir zararı yoktur. Zeytin ağaçları bugün 2000 yıl yaşayan ağaçlardır. Demek ki sağlık saçıyorlar. Akdeniz mutfağı ot doludur, yeşillik doludur, sebze doludur. En sağlıklı yemeklerimizden biri kuru fasulyedir. Kuru fasulyenin her türlü yemeğidir. Etlisiydi, zeytinyağlısıydı… Yalnız burada bir şeyi belirtmek istiyorum. Türk toplumu artık bunu öğrensin. Öğretmenler bile bilmiyor. Kurubaklagiller familyasına hâlâ tahıl gözüyle bakılıyor. Baklagiller tahıl değildir.
Mercimek de çok sağlıklıdır. Bizim her türlü mercimek yemeğimiz vardır. Yalnız Kanada’dan gelen mercimekler değil! Yerli mercimeklerden bahsediyorum. Diğer bir sağlıklı yiyeceklerimiz fındık, fıstık, cevizdir, yer fıstığıdır… Bunlar doğal vitamin deposudur, doğal mineral deposudur, doğal yağ deposudur, doğal lif deposudur. Lifli yediğimiz zaman bağırsaklarımızdaki dost bakteriler beslenir o zaman hastalanmayız. Siz eğer tam buğday ekmek yerseniz bilin ki bağırsaklardaki düşman bakterileri besliyorsunuz. Şeker ve ekmek bağırsaklarınızdaki düşman bakterileri besliyor. Onun için bırakamam diyorsunuz. Canınızın çekmesinin sebebi o bakterilerdir. Türkiye’de en önemli yiyeceklerden biri de evlerde yaptığımız yoğurttur. Yoğurttan yaptığımız ayrandır. Evlerde yaptığımız sirkedir ve turşudur. Evde yapıp yenildiği zaman, bilin ki hastalanmazsınız! Kırmızı eti yağ ile beraber yemekte sakınca yoktur. Adana kebabında sakınca yoktur. Çiğ köfte en sağlıklı yiyecektir. Karatay Mutfağı kitabımda bu anlamda diğer konuları bulabilirsiniz.
Olumsuz olanlara gelince… Pakete girmiş yiyeceklerin neredeyse hepsi olumsuzdur. Pakete girmiş içecekler olumsuzdur.

TD- Diğer ülkelerde tıbbi alışkanlıklar, yöntemler ülkemizdeki kadar tartışılıyor mu? Yani diğer ülkelerde de bu tip beslenme alışkanlıkları bizim kadar tartışılıyor mu?

CK- Tartışılıyor tabi. Ama diğer ülkeler beni ilgilendirmez. Ben Türk halkı için yazdım bu kitapları. Kendi yiyeceklerimiz için, kendi pazarımızda ne buluyorsak onun için.

TD- Peki insanların doğal yiyeceğe ulaşması zorlaştı mı?

CK- Zorlaşmadı. İsteyen her şeyi buluyor

TD- Pazardan alıyoruz, pazara gelen ne kadar güvenilir olur?

CK- Beni ilgilendirmez. Aklınızı başınıza alın, paraşütleri açın. Akıl paraşüt gibidir, açık olunca çalışır. Kitaplarımda yazıyorum ben bunları. 6 tane kitap yazmışım ben bu konuda.

TD- Yemeğin yenilmesi ile ilgili saat öneriniz var mı?

CK- 8’den sonra yemeyin diyorum

TD- Dünya kadınlar günü için ne söylersiniz? Dünya kadınlarına, Türkiye kadınlarına bir mesajınız var mı?

CK- Bir kere annenin yüzü, kadının yüzü bütün dünyada ve bütün evlerde en sıcak yüzdür. Anne sevgisi dünyanın en önemli sevgisidir. Annenin çocuğu sevmesi ve çocuğun anneyi sevmesi… Bu sevginin üstüne hiçbir sevgi yoktur. Tabii ki Allah sevgisi var ama o ayrı! Analık en büyük, en kutsal meslektir. Bütün mesleklerden de en zorudur. Fakat ülkemizde hala kadın cinayetleri işlenmektedir. Bugün ülkemizde 8-10 yaşındaki kız çocukları satılmaktadır hâlâ. Bunu kabul etmememiz lazım. Bunun önlenmesi için mücadele etmemiz lazım. Sadece bizim değil. Devletin de, hükümetin de, kaymakamın da, polisin de mücadele etmesi lazım. Bir ülkede eğer bir kız çocuğu 60 yaşında dedesi yaşında birisine parayla satılıyorsa o ülkede ne demokrasi vardır, ne ahlak vardır, ne hukuk vardır.

TD- Aile bütünlüğünü koruyan kadın mıdır? Erkek midir?

CK- Aile bütünlüğünü koruyan müşterekliktir Ama büyük yük de biz kadınlara düşüyor. Bağrımıza taş basıyoruz ama ondan sonra da yine kesilen, kurşunlanan ve bıçaklanan da biz oluyoruz.

TD- Son yıllarda boşanma oranın yükselmesini neye bağlıyorsunuz? Gençler sabırsız mı yoksa arzular/istekler çok yüksek mi?

CK- 1980’den sonra boşanma olayları mantar gibi arttı. Sebebi tüketim toplumu haline döndük. Gençler karar verip evleniyorlar saygım var onlara. Ama tüketim toplumunun onlara zorladığı şeyleri karşılamayınca birbirlerine giriyorlar. Çocuk varsa arada perişan oluyor. Erkek bunu kabul edemiyor, beni terk edemez, bırakamaz diye gidip boşandığı eşini öldürüyor. Kadınların doğal hakkı yaşama hakkıdır. Annelerin eğitilmesi lazım kampanyasına başından beri karşıyım. Asıl erkeklerin eğitilmesi lazım. Anneler okusun okumasın, zaten ana ruhuyla doğmuştur. Allah onlara bunu bahşetmiştir. Çocukları, eşleri ve toplum için en iyisini seçmeye programlanmışlardır. Anadolu’da kadınlar okuma yazma bilmeden kilim dokumaktadır. O kilimler dünyanın en güzel sanat eserleridir. Hangi erkeği oturtsanız kadınların dokuduğu kilimi dokuyabilir ki? Bu dünyayı çeviren kadınlardır. Bu dünyanın ekonomisini çeviren kadınlardır. Fransa’nın ekonomi başkanı şimdi IMF’nin başkanı oldu ki bir kadın kendisi. Federalin başında kadın. Biz çocukluğumuzdan beri ev ekonomisini uygulayan kadınlarız. Elimizdeki şu kadarcık parayla bir ayı geçirmeye çalışan insanlarız. Ekonomi bakanı kadın olacak, bak nasıl düzelir. Erkeklerin eğitilmesi şart. Onlar bizleri bıçaklıyorlar. Bir kadın olarak kadın cinayetlerindeki indirimlere karşıyım. Yok iyi hal indirimi. Hâkimin karşısına çıkarken zaten giyinirsin kuşanırsın. Ne demek iyi. Sen benim babamı öldür, annemi öldür ondan sonra iyi halden hâkim indirsin. Taciz et, tecavüz et, öldür… Bu kadın cinayetlerini yargılayanlar da kadın olacak, savcısı da kadın olacak. Kanunlar ona göre değişecek. Bizim gözümüzle bakacak. Çünkü
bütün erkekler yandaş. Bu kanunların çok ağırlaştırılması lazım ki erkekler yaparken düşünsünler. Bu insanların ya asılması lazım ya da tek başına müebbet hapis. Derhal verilmesi lazım anında. Bir ceza anında verilirse geçerli olur. Gecikmiş adalet, adalet değildir. Özgecan’dan sonra kaç tane kadın, kız gitti haksız yere. (istatistiklerden çıkarıp bulun ve
yazın)

TD-Son olarak neler söylemek istersiniz

CK-Çölyaklara buğday değil de pirinç yiyebilirsiniz diyorlar. Tamamen yanlış. Arpa, pirinç, yulaf, kepek, yapılan araştırmalar ve bilimsel çalışmalar diyor ki bulgur buğdaydan
elde edilir. Eğer buğday alerjiniz varsa bulgur pişmiş bir tencere de yıkansa dahi ertesi gün kuru fasulye pişirseniz o size dokunur. Buna çapraz bulaşma deniliyor. Veya ekmek kesilen bıçakla soğan doğrasanız o soğan size dokunur. Glütensiz gıda yoktur. Ama glütensiz vücut olacak. Bunu ben söylemiyorum. Bilimsel yayınlar söylüyor. Glütensiz gıdaya gidip onlarca para vermeyin. Faydası yok zararı var.
Sirkeli su içmek faydalıdır. Çünkü sirke alkalidir. Salatada yediğiniz zaman midenizden yiyeceğin çabuk boşalmasını önler. Böylece acıkmanızı önler. Limon da aynı şey. Ben sabahtan akşama kadar limonlu su içerim.

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay
Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı
Karatay Sağlık Kitapları Yazarı
#CananKaratay #CananEfendigilKaratay#karataydiyeti haber yansımaları

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

*